TR EN

Murat Aksu,  Türkiye İMSAD Dergisi Ekim sayısında Sürdürülebilir ve Yeşil Mimari ile ilgili görüşlerini paylaştı.

 

Yeşil Mimari, Dünya, Türkiye ve CO-VID SALGINI

2020 yılı şubat ayı itibarıyla tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını, bir şeyi fark etmemizi sağladı: sağlığımız ve sevdiklerimizin sağlığı her şeyden önemli. Hepiniz sağlıklı kalmak, sağlıklı bir yaşam sürdürmek için neler yapmamız gerektiği konusunda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Sağlıklı bir hayat için doğa ile daha yakın olmanın gerekli olduğunu ve bu yakinliği sürdürebilmek için onu daha iyi korumamız gerektiğini görebiliyoruz.

18.yüzyılın sonlarına doğru başlayan ilk sanayi devrimi ile tohumları atılan çevre kirliliği, yıllar içinde artarak bugün hepimizi etkileyen küresel iklim krizi haline geldi. Kriz, hepimizin çevre ile ilgili farkındalık seviyesinin artmasına ve kendimiz ve gelecek nesiller için daha iyi bir gelecek arayışına girmemize yol açtı. Doğal kaynakların hızla kirlenmesi ve azalması, bundan kaynaklı genel sağlık problemlerinin hızla artması, hepimizi çok kaygılandırıyor.

2017 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konan “Sürdürülebilir Gelişim için Küresel Kriterler”, geleceğe yönelik somut hedeflerin belirlenmesini sağladı ve dünya genelinde oldukça benimsendi. 2030 yılı ise birçok ülkede karbon ayak izinin makul seviyelere indirilmesi için bir hedef olarak belirlendi.

Su ana kadar üretilmiş yapıların küresel enerjinin yüzde 40’ini, su kaynaklarının %25 ini ve doğal kaynakların %40 ini kullanmakta olduğunu biliyoruz. Bu seklide devam etmemiz durumunda hepimiz acısından zor zamanların yakın olduğu açıkça ortada. Bu bilincin gelişmeye başlamasıyla birlikte, yeşil (çevre dostu) tasarımların yaygınlaştığını görüyoruz. Gayri menkul geliştiricilerinin ilk yatırım ve yasam döngüsü suresince işletim maliyetlerini azalma konusundaki motivasyonları sonucunda üretilmeye başlanan doğa dostu malzemeler ve yenilikçi mühendislik çözümleri de daha iyi bir gelecek ile ilgili umut veriyor.

Diğer taraftan, Yeşil mimari tasarımın kriterlerini bilimsel olarak ortaya konmasını hedefleyen yeşil sertifika programları (LEED, BREAM, DGNB, Energy Star, WELL, vb.) standartların oluşmasını ve yerelleşmesini sağlıyor. Ülkemizde son yirmi yılda gerçeklesen orta ve büyük ölçekli yatırım projelerinde yeşil bina sertifikasyonuna yüksek başvuru oranları, toplumumuzun bu konuya önem vermeye başladığının işaretleri olarak karşımıza çıkıyor.

MUUM’da bizim için Sürdürülebilirlik; her şeyin merkezine oturttuğumuz insan ve dünyamıza karşı taşıdığımız sorumluluk duygusunu ifade ediyor. Bu konuda kendi payımıza düşeni hakkıyla yerine getirebilmek kaygısıyla çevreyle dost, topluma katma değer katan insan odaklı tasarım anlayışımız ile yapılar üretmeyi önemsiyoruz. Çevre ve sürdürülebilirlik bilinci, ürettiğimiz yapıların hayat döngüleri içerisinde tasarımlarımızla attığımız küçük adımların bile büyük etkiler yaratabileceğini soyluyor.

Ülkemizin inşaat ve yapı malzemesi sektörlerinin dünyadaki gelişmeleri çok yakından takip ettiğini gözlemliyor ve bundan mümkün olduğunca faydalanmaya çalışıyoruz.  Bu bağlamda İstanbul Mecidiyeköy ‘de yer alan Rönesans Mecidiyeköy Ofis yapısı, sürdürülebilirlik yaklaşımımızın iyi bir örneği. Bu bina, mevcut potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek kullanıcılarının doğal ışık ve temiz havaya ulaşmasını sağlıyor. Doğal aydınlatma seviyesi ve yapının özen ile seçilmiş cephe unsurları bu binanın benzerlerine göre daha az enerji tüketmesini sağlıyor. Aynı zamanda, iç ve dış mekânı bir arada deneyimleme olanağı veren avlusu ile metropol yaşantısının stresini azaltmaya yardımcı oluyor. Var olan doğal kaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesinin ötesinde, seçilen malzemelerin de çevre dostu tercih edilmesi, yatırımcı tarafında sürdürülebilirlik inancını pekiştiriyor.

Daha iyi bir gelecek için mimarın sorumluluğu çerçevesinde ele aldığımız sürdürülebilirlik konusunun, bu proje özelinde -ilk başta hedeflenmemiş olmasına rağmen- inşaatın tamamlanmasını takiben yapılan başvuru ile LEED Gold olarak sertifikalanmış olması çabalarımızın doğru olduğunu bize göstermiştir.

Doğayla barışık, insan odaklı tasarım ve üretim anlayışı tabii ki CO-VID’den çok önce baslamisti. Ancak, gerek Birleşmiş Milletler nezdindeki çabalar ve yaşadığımız salgın, insanoğlunun attığı adımların sonuçlarının ölçülebilir hatta gözle görülebilir hale gelmesi, bu anlayışı pekiştiriyor ve dönüşümü hızlandırıyor.

Biz de MUUM olarak daha iyi bir geleceği hedefleyen bu dönüşüme insan odaklı tasarım anlayışımız ile katkıda bulunmaktan mululuk duyuyoruz.

 

 Resim 1 : RMO iç avlusundan bakış